Kaplumbağaların İzinde: Kaplumbağaların Uykusuna Dek Şarkısı ve Skywoman Falling Hikayesi Eşliğinde Bir Öğretmenin Varlığı 🐢🐢🐢🐢🐢
- ceydahosgor

- Nov 16, 2025
- 8 min read
Updated: Dec 8, 2025
1984- 1989 yılları arasında Zürih Carl Gustav Jung Enstitüsü’nde analitik psikoterapi eğitimi alan dünyadaki tek Türk hekim Murat Kemaloğlu'nun Kaplumbağaların Uykusuna Dek isimli şarkısıyla masalsı bir yolculuğa çıktım. Şarkının kompozisyonu ve sözleri o kadar güzeldi ki art arda defalarca dinledim. Şarkıyı ve sözlerini aşağıya ekliyorum. Şarkının kahramanı bize bir rüyanın sembolik dünyasından sesleniyor gibi duyuluyor:
Kaplumbağaların Uykusuna Dek
Kaplumbağalara sarı mumlar diktim. Sonra onları pamuk taşlara salıverdim. Titrek alevleri salınarak taşıyışlarını hayran hayran seyrettim. Bulutlara sarınmış nur yüzlü aydan, pamuk taşların beyazlığından ve mumların aydınlığından, yıldızlar bu gece karanlığa küsmüş, bu gecenin karanlığına yıldızlar küsmüş, yıldızlar bu gece sonsuzluğa küsmüş, bu gecenin sonsuzluğuna yıldızlar küsmüş. Sessizliğin esrikliğinde birden bir ses duydum yaklaşan,kurşunları beni hedef alan makinalı, bana adımlayan bir dostun ellerinde.
Biliyorum bu bir karabasan, ürküyorum ve kaçıyorum yine de. Yıllar önce bacısı sevgilimdi. Dondurmalı baklava kadar sevdiğim, bana kızgın kovalarken haykırıyor, bacısına ve bütün bacılara ihanet ettim diye. Küçükken ben güreşmeyi hiç sevmezdim, oysa şimdi güreşe hoş bir yorum getirdim. Dostumdan uçmayı öğrenmiştim, öğrenene dek kolumu kanadımı kırdım. Belki parçalarımı hala saklıyordur evinde. Oysa ben uçamıyorum yine. Dostum haykırıyor "uçmak kaçış için olmaz", dostum haykırıyor "ruh erinci için uçmak","ruh erinci için uçmak". Kaplumbağalar mumlarını söndürdü, uykuya çekildiler birer birer. Ay bulutlara tümden örtündü. Sarayının hareminde yıldızlarla mahrem. Pamuk taşların beyazlığı kurşunları şaşırttı. Dostum makinalıyı elinden attı ve ben dondurmalı baklavadan da çok sevdiğim sevgilimle uçtum.
Şarkının sözlerinin bir analitik psikoterapistin kaleminden çıktığını anlamak mümkün. Carl Gustav Jung tarafından geliştirilen analitik psikoterapi, derinlik psikolojisinin bir dalı ve kişiyi, psişesinin bilinçli ve bilinçdışı katmanları üzerinden anlamayı amaçlar (Turin, n.d.). Carl Jung'a göre psişe, ego (bilinç), kişisel bilinçdışı ve kolektif bilinçdışı olmak üzere üç parçadan oluşur; bu parçalar birbiriyle sürekli etkileşim halindedir ve ego (bilinç), günlük düşünce ve deneyimlerimizi içerirken, kişisel bilinçdışı unutulan veya bastırılan deneyimlerden oluşur, kolektif bilinçdışı ise tüm insanlarda ortak olan arketipler gibi evrensel simgeler ve anlamlar içerir (McLeod, 2025). Analitik psikoterapi, kişisel ve kolektif bilinçdışında gizlenen zıt kişilik özelliklerini, kişide uzlaştırmaya verdiği önemle diğer terapi yöntemlerinden ayrılır (Beck, 2025). Başka bir deyişle, bu yaklaşım bilinçdışını bilinçle buluşturmayı amaçlar.
Carl Jung'un analitik psikolojisinin eğitim felsefesini ve sistemlerini nasıl besleyebileceği çeşitli akademisyenler tarafından araştırma konusu olmuştur (Matthews 2010; Noddings and Shore 1984; Semetsky 2013). Carl Jung, Bireysel Eğitimde Bilinçdışının Önemi adlı makalesinde eğitimi üç farklı türde ele alır: örnek yoluyla eğitim (çocuğun çevresiyle bilinçdışı özdeşleşmesi), kolektif eğitim (kurallara dayalı toplum uyumu) ve bireysel eğitim (bireyleşme amacıyla) (Jung, 1954, ss. 149-152). Bireyleşme - daha çok duyduğumuz adıyla individuation - bireyin bilinçdışını bilince getirerek, kişinin psişesinde bütünleşmenin sağlandığı bir süreçtir (Jeffrey, 2025). Jeffrey'in (2025) belirttiğine göre bireyleşme sürecinde, bilincimiz genişler ve bu şekilde sadece olumlu bir zihinsel sağlık elde etmemizin önünde duran kişisel engellerimizi aşmakla kalmayıp, aynı zamanda daha olgun, ahenk içinde ve sorumluluk sahibi kişiler oluruz.
Bu noktada akla gelen temel soru, bilinçdışının bilince nasıl taşınabileceğidir. Jung'a göre bu süreci mümkün kılmanın birçok yolu vardır; bunlardan iki tanesi, rüya analizi ve aktif hayal gücüdür (aktif imajinasyon) (Jung, 1954, s.154; Chodorow, 1997).
Rüya Analizi
Rüya, bilinçdışından gelen bir mesajdır ve bilinçdışının ulaşabildiği en yaygın ürünlerden biridir; her gece bilinçdışı bizimle rüyalar aracılığıyla iletişim kurar ve rüyalar aracılığıyla bir çözülme ya da iyileşme gerçekleşebilir (Betts, n.d.).
Kaplumbağaların Uykusuna Dek şarkısı, zaman ve mekânı eriten geçişken yapısıyla sanki bir rüyada dolaşıyormuşuz izlenimini veriyor. Bir analitik psikoterapist olmadığım için şarkının bende uyandırdığı çağrışımları uzun uzun açıklamak yerine çok kısa paylaşacağım. Kahramanımızın kaplumbağalara sarı mumlar dikmesi zihnimde iki olasılık canlandırıyor; ya kaplumbağalar, kişinin gölgesinde kalan, daha önce bakmadığı ve karanlıkta olan bilinçdışı öğeleri temsil ediyor ya da bir rehber rolüyle karanlığı yani kişinin bilinçdışını aydınlatmaya gidiyor. Her iki durumda da kaplumbağalar sessiz ve bilge bir öğretmen edasıyla kişinin bilinçdışını bilinçle buluşturmaya aracı oluyorlar. Karabasan sırasında, korkusu olan dostu ona makinalı ile saldırırken, bilinçdışının bilince gelmesiyle, dostu makinalıyı elinden atıyor ve bilinçdışında kalmaya devam etse korku olarak bilinci yönetecek olan bu figür bilince çıktığında tam tersine çok güzel bir mesaj veriyor: ”Uçmak kaçış için olmaz, ruh erinci için uçmak, ruh erinci için uçmak.”
Rüyadaki her figürün kahramanın psişesinde aynı anda var olan bir kişilik parçası olabileceğini düşündüğümüzde, kahraman bu dersi aldığında ve bölünmüş parçalar bütünlük deneyimine kavuştuğunda, kaplumbağalar (belki içsel öğretmen) mumlarını söndürüp birer birer uykularına çekiliyorlar.
Aktif Hayal Gücü
Aktif Hayal Gücü, Carl Jung tarafından uyanık yaşamda bilinçdışına erişmek için geliştirilmiş bir teknik, rahatlamış bir zihinle bir imge veya rüya sahnesi üzerinde durmak ve değişimin bilinçdışı tarafından yönlendirilmesine izin vermekle başlar, böylece bilinçdışı, sanki ayrı bir kişi gibi kendine özgü bir dil kullanarak kendini ifade eder, içsel çalışmayla ortaya çıkan bu içerik çizim, yazı, hareket gibi yaratıcı yollarla somutlaştırılabilir (Conolly, 2021). Mitler ve arketipler bu sürecin anlamını açığa çıkarmada rehber olur; bilinçdışı, bireyin psişesini bütünleştirmesi için mesaj verir (iabet.fi, 2024).
Murat Kemaloğlu'nun kişisel rüyasında olan kaplumbağaların rehberliğinin izine kolektif bir mitte de rastladım. Robin Wall Kimmerer, 2013 yılında yayımlanan Braiding Sweetgrass: Indigenous Wisdom, Scientific Knowledge, and the Teachings of Plants adlı kitabına, Kuzey Amerika'nın Büyük Göller bölgesinde yaşayan Iroquois yerli halkının yaratılış hikayesiyle başlar: "Skywoman Falling." Iroquois Yaratılış Hikâyesi, Iroquois kültürünün perspektifiyle aktarılan köken mit niteliğindedir (Driscoll, 2021).
Skywoman Falling - Gökyüzü Kadınının Düşüşü *

Başlangıçta sadece Gökyüzü Dünyası vardı. Gökyüzü Kadını, bir sonbahar esintisinde bir akçaağaç tohumu gibi düşmeye başladı. Gökyüzü Dünyası’ndaki bir delikten süzülen ışık huzmesi, karanlık yolu aydınlattı ve ona rehberlik etti. Düşmesi uzun sürdü. Korkudan ya da belki umuttan, elinde bir demeti sıkıca tutuyordu. Aşağıya doğru ilerlerken yalnızca karanlık suyu gördü. Fakat o boşlukta, aniden beliren ışık huzmesine bakan pek çok göz vardı. Bu gözler, orada yaşayan çeşitli hayvanlara aitti.
Başta sadece küçücük bir toz zerresi gibi görünen şeyin, yaklaşınca uzun siyah saçları arkaya savrulan, kollarını iki yana açmış bir Kadın olduğunu gördüler. Onların üzerine doğru spiral çizerek düşüyordu.
İlk önce kazlar, suyun üzerinden hep birlikte havalanarak Gökyüzü Kadını’nın düşüşünü yumuşatmak için bir düzen oluşturdular. Gökyüzü Kadını, kazların kanatlarının ritmini hissetti. Hayatında bildiği tek yuvadan çok uzakta, yumuşacık tüylerin sıcak kucaklayışıyla aşağıya nazikçe taşınırken nefesi kesildi.
Ve böylece her şey başladı.
Kazlar, onu daha fazla suyun üzerinde tutamayacaklarını anlayınca bir meclis topladılar. Kadın, onların kanatlarında dinlenirken bütün hayvanların toplandığını gördü: dalgıç kuşları, su samurları, kuğular, kunduzlar ve her türden balık. Ortalarında büyük bir kaplumbağa yüzüyordu ve Gökyüzü Kadını’nın dinlenmesi için ona sırtını sundu.
Kazların kanatlarından kaplumbağanın kabuğunun kubbesine minnetle adım attı. Diğer hayvanlar onun bir yurt için karaya ihtiyaç duyduğunu anladılar ve bu ihtiyacı nasıl karşılayabileceklerini tartıştılar.
Derin dalgıçlar, suyun dibinde çamur olduğunu duymuşlardı ve gidip biraz getirmeyi kabul ettiler. İlk dalan dalgıç kuşu oldu; fakat mesafe çok fazlaydı. Yüzeye çıktığında gösterecek hiçbir şeyi yoktu. Birer birer diğer hayvanlar da yardım etmeye çalıştı ama derinlik, karanlık ve basınç en güçlü yüzücüler için bile fazlaydı. Nefes nefese, başları uğuldayarak geri döndüler. Bazıları ise hiç geri dönmedi.
Kısa süre sonra sadece küçük misk faresi kalmıştı; hepsi arasında en zayıfıydı. Diğerlerinin kuşkulu bakışları arasında dalmak için gönüllü oldu. Küçücük bacaklarıyla aşağı doğru inerken çırpındı ve çok uzun süre ortalıkta görünmedi. Onun geri dönmesini beklediler, beklediler; akrabaları için en kötüsünden korkuyorlardı.
Derken küçük misk faresi, bitkin bedeniyle birlikte bir dizi hava kabarcığıyla yüzeye çıktı. Onun, bu çaresiz insana yardım etmek uğruna hayatını feda ettiği düşünüldü. Fakat sonra diğerleri, pençesini sıkıca kapadığını fark etti. Pençesini açtıklarında içinde bir avuç çamur olduğunu gördüler.
Kaplumbağa, “Buraya, çamuru sırtıma koy,” dedi. “Ben onu tutarım.”
Gökyüzü Kadını eğildi ve çamuru elleriyle kaplumbağanın kabuğuna yaydı. Hayvanların olağanüstü armağanlarından derinden etkilenmişti. Şükranla bir ezgi söyledi ve ardından dans etmeye başladı; ayakları toprağı okşuyordu.
O teşekkürle dans ettikçe toprak büyüdü, büyüdü, büyüdü; Kaplumbağa’nın sırtındaki bir parça çamurdan tüm yeryüzü oluştu. Yeryüzü, yalnızca Gökyüzü Kadını’nın değil, tüm hayvanların sunduğu armağanların ve onun içten şükranının birleşiminden doğan büyülü bir birliktelikle şekillendi. Hep birlikte, bugün bizim yuvamız olan Kaplumbağa Adası’nı yarattılar.
İyi bir misafir gibi, Gökyüzü Kadını da eli boş gelmemişti. Demeti hala elinde sıkıca tutuyordu. Gökyüzü Dünyası’ndaki delikten düşerken orada büyüyen Yaşam Ağacı’na tutunmaya çalışmıştı. Elinde pek çok bitki türünün dalları, meyveleri ve tohumları vardı.
Bunları yeni toprağa serpti ve her birini özenle yetiştirdi; ta ki dünya kahverengiden yeşile dönene kadar. Gökyüzü Dünyası’ndaki delikten süzülen güneş ışığı, tohumların filizlenmesini sağladı. Yabani otlar, çiçekler, ağaçlar ve şifalı bitkiler her yere yayıldı.
Artık hayvanların da yiyeceği bol olduğu için birçok hayvan, Kaplumbağa Adası’nda onunla birlikte yaşamaya geldi.
*Mit, doğrudan Robin Wall Kimmerer'a ait 2013 yılında yayımlanan Braiding Sweetgrass: Indigenous Wisdom, Scientific Knowledge, and the Teachings of Plants adlı kitabından alınmıştır.
Gökyüzü Kadını bilmediği bir dünyaya düşüyor. Bu ilk bakışta bir belirsizlik ve kayboluş gibi görünüyor. Fakat, bu düşüş aslında bütünleşme alanına bir davet. Bilinçdışının karanlık sularına benzeyen bu yeni ortam, kadının benliği ile dış dünyanın bilinmezliği arasındaki gerilimi görünür kılar. Jung’a göre bireyleşme benliğin ile dünyanın ve bireyselin ile kolektifin birbirinden net çizgilerle ayrıldığı ikili bir ortamda gerçekleşmez, aksine bunların akışkan bir yapısı vardır ve psişenin gelişimi kaçınılmaz olarak kolektifle iç içedir (Rowland, 2012, s.3). Hikayade, kaplumbağa tam olarak bu akışkanlığın içinde gelişime alan açan bir figür olarak var olur ve benlik ile dünya arasındaki parçalanmayı bütünlüğe taşıyan bilge bir rehber haline gelir. Gökyüzü Kadını’nın hayvanlarla kurduğu türler arası iletişim ve onların getirdikleri çamurla ve kendi getirdiği tohumlarla yeni toprağı var etmesiyle görürüz ki yaratım yalnızca bir kişinin içinden doğmaz; tüm yaşamın sunduğu ilişkisel armağanlarla örülür.
Kaplumbağalar ve Öğretmenler
Şarkıda, kaplumbağaların kişide yeni bir anlayış doğurduktan sonra uykuya çekilmesi ve hikayede kaplumbağanın görevini tamamlayıp başka bir gerçeklik yaratması, kaplumbağaların dönüştürücü özelliğini bize anlatır. Kaplumbağalar, güvenli bir alan açıyor, kişinin bir dönüşümden geçmesine aracı oluyor ve yeni bir gerçeklik yaratıldıktan sonra geriye çekiliyor. Öğretmenler olarak bizim de, bilge kaplumbağalardan öğreneceğimiz çok şey var gibi duruyor.
Sessiz, bilge, sabırlı, yavaş ve gözlemci. Benliğini taşıdığı sırtındaki dünya ve dünyanın içindeki benlikle, bu dünyayı ben ve dünya olarak parçalanmış algılayan insanoğluna fazla olabilir bir kaplumbağa. Anlaşılmamış hissettiği oluyor mu?
Sizce modern eğitim sistemleri, bireyin psişesini bütünleştirici bir süreç mi sunuyor, yoksa psişeyi parçalayarak, bireyleşme sürecine engel mi oluyor?
Ben de geçtiğimiz günlerde rüyamda berrak bir denizin içinde bir su kaplumbağası gördüm. Gökyüzünün balık, akrep ve yengeç su üçgeninde kendine güzel bir yer bulan su kaplumbağası, bana ne anlatmak istedi tam emin değilim. Acaba toprağın özlemini sezdi de, bilgeliğiyle onu yeşertmeye mi geldi? Jung'a referansla her şey zıttıyla mevcutsa, toprağı özleyen de var mıdır diye düşündüm. Cevap olarak, toprağı özleyenin şarkısını Murat Kemaloğlu'nun Yazgı isimli şarkısında dinledim.
Not: Bu yazı kısa çaplı bir araştırmanın bir ürünüdür. Analitik psikoterapist olmadığım için eğer yorumlamalarımda hatalar varsa sorumluluk bana aittir. Ben sadece dünyanın, sakinleriyle farklı dillerle konuşmasını dinlemeyi seven ve ortak dil geliştirmeye çalışan biriyim.
References
Beck, B.L. (2025). Analytical psychotherapy. Available at: https://www.ebsco.com/research-starters/psychology/analytical-psychotherapy (Accessed: 26 November 2025).
Chodorow, J. (ed.) (1997) Jung on active imagination: key readings selected and introduced by Joan Chodorow. Princeton, NJ: Princeton University Press.
Connolly, L. (2021) A Guide to Active Imagination. Available at: https://lewisconnolly.com/2021/12/09/a-guide-to-active-imagination/ (Accessed: 29 November 2025).
Driscoll, S. (2021) 'Iroquois Creation Story', EBSCO Research Starters. Available at: https://www.ebsco.com/research-starters/religion-and-philosophy/iroquois-creation-story (Accessed: 29 November 2025).
iabet.fi (2024) ‘What is Active Imagination?’, Jungian Art Blog. Available at: https://www.iabet.fi/blog/activeimagination (Accessed: 29 November 2025).
Jeffrey, S. (12 September 2025) 'The Individuation Process: A Beginner's Guide to Jungian Psychology', ScottJeffrey.com. Available at: https://scottjeffrey.com/individuation-process/#What_is_Individuation (Accessed: 28 November 2025).
Jung, C. G. (1954) 'The Significance of the Unconscious in Individual Education', in Read, H., Fordham, M., Adler, G. and McGuire, W. (eds.) The Collected Works of C. G. Jung: Vol. 17. Development of Personality. Princeton, NJ: Princeton University Press, pp. 149-165. Available at: https://jungiancenter.org/wp-content/uploads/2023/09/vol-17-the-development-of-
personality.pdf (Accessed: 28 November 2025).
Kimmerer, R. W. (2020). Braiding sweetgrass: Indigenous wisdom, scientific knowledge, and the teachings of plants. 2nd ed. Minneapolis, Minnesota: Milkweed Editions.
McLeod, S. (2025) ‘Carl Jung’s Theory of Personality’, Simply Psychology, 29 May. Available at: https://www.simplypsychology.org/carl-jung.html (Accessed: 29 November 2025).
Rowland, S., 2012. 'Jung and the Soul of Education (at the ‘Crunch’)', Educational Philosophy and Theory, 44(1), pp.6-17.
Stephanie Turin. (n.d.). Analytical Psychotherapy. Available at: https://www.stephanie-turin.ch/analytical-psychotherapy (Accessed: 26 November 2025).



Comments