Kelimelerini Arayan Küçük Kız: Çocukları Öğrenme Ortamında Meditasyonla Tanıştırmaya Yönelik Kısa Bir Hikaye
- ceydahosgor

- Nov 24, 2025
- 3 min read

Bu hikaye zihnimde kendini iyi ifade edemeyen bir çocuğu düşündüğümde canlandı. Çocuğun kelimeleri bulamamaktan kaynaklanan yükünü hafifletmek için, onu kelimelere hiç ihtiyaç duymayan sessizlik ile tanıştırdım. Hikayeye ‘son’ kelimesini eklerken, hikayenin bir öğrenme ortamı için birçok başlangıcı barındırdığını hissettim. Bu başlangıçlardan biri öğrenme ortamına meditasyonu dahil etmeye alan açmaktı. Diğer olası başlangıçları ise halimi ve yazımı hikayenin ruhuyla bütünleştirmek için okuyucunun hayal gücüne bırakıyorum.
Kelimelerini Arayan Küçük Kız
Küçük bir kız kendini anlatmak için kelimelerini bir türlü bulamıyordu. Bu durum canını çok sıkıyordu. Bir gün kendi kendine düşündü: “Ben kelimeleri aramalıyım. Acele etmeliyim ve kelimeleri bulmalıyım. Onları nerede bulabilirim ki? Onları belki ormanda bulabilirim. Evet evet, kelimeleri ormanda bulacağıma eminim.”
Ve küçük kız hemen hazırlanıp ormana doğru yola çıktı.
Kelimeleri o kadar çok bulmak istiyordu ki hızlı hızlı yürüyordu, hatta bazen koşuyordu. Kelimeler, neredesiniz? diye düşünüyordu.
Bir ağacı gördü; belki de ağaç kavuğunda birkaç kelime bulabilirdi. Hemen koştu ve baktı. Hayır, burası kelimelerin yaşadığı bir yer değildi.
Hızlı hızlı yürümeye devam etti. Nerede olabilirdi bu kelimeler? Büyük bir taş gördü. Taşı kaldırdı. Taşı kaldırdığında birkaç kelime bulmayı ummuştu ama kelimeler orada da yoktu.
Neredesiniz kelimeler, neredesiniz? Hızlı hızlı yürümeye devam etti. Bir su birikintisi gördü, oraya dikkatli baktı ama tek gördüğü berrak bir su, bir kurbağanın bir çift gözü ve kendisiydi. Kelimeleri bulmak istiyordu; nerede olabilirlerdi?
Hızlı hızlı yürüyordu, çok hızlıydı.
İleride bir ışık huzmesi gördü. Burası neresiydi? Hemen oraya gitmeliydi. Koşarak ışığın geldiği yere gitti. Burası bir mağaranın girişiydi. Çok heyecanlandı. İçeriye bir adım attı, bir tane daha, bir tane daha... Işığa gözleri alıştığında bir de ne görsün! Havada parıl parıl parlayan biiiir sürü kelime!
İşte sonunda kelimeleri bulmuştu! Aman Allah’ım, ne kadar çok kelime vardı ve hepsi ne kadar parlaktı. “Bu kelimelerle kendimi çok güzel anlatabileceğim!” diye düşündü. Çok sevinçliydi; eline bir o kelimeyi alıyor, sonra diğer kelimeyi alıyordu. Kelimelerle dans ediyordu. Onlar bir yemek olsaydı tatları nasıl olurdu, bir renk olsaydı hangi renk olurlardı ve bir melodi olsalardı nasıl duyulurlardı diye düşünüyordu. Kendini artık nasıl da güzel anlatabileceğini düşünüp mutluluktan havalara zıplıyordu. Artık başı ne zaman sıkışsa, bir şey anlatamasa hemen geleceği yeri biliyordu. Bu kelimelerle kendini çok iyi anlatabilirdi.
Mağaradan çıkmadan yanına birkaç kelime alacaktı. Seçtiği kelimeler şöyle diyordu: “Kelimeler mağarasında bir sürü kelime buldum ve onlar sihirli.” Dokuz kelimeyi yanına aldı ve çıktı.
Eve doğru giderken ormanda bir adam gördü. Adama doğru koştu ve durdu. Kelimeleri göstererek dedi ki: “Kelimeler mağarasında bir sürü kelime buldum ve onlar sihirli.” Fakat adam küçük kızın mutluluğunu paylaşmadı ve “Ne saçmalıyorsun sen?” diye sordu.
Küçük kız, kendini anlatabileceğinden o kadar emindi ki adamın bu tepkisine çok şaşırdı. Bir ağacın altına oturdu ve ağacın gövdesine yaslandı, orada öylece ağladı. Hiçbir zaman kendimi anlatamayacağım...
Biraz zaman geçti, eve dönme zamanı gelmişti. Tam kalkarken yanına bir kedi geldi. Kedi de onunla birlikte yürümeye başladı. Küçük kız da kediyle birlikte yürümek için adımlarını yavaşlattı.
Kediyle birlikte yürürken, geçtiği yolun ne kadar güzel olduğunu düşündü. Buradan hızlı hızlı geçtiği için fark etmemişti. Biraz daha ilerledi, hızlıca geçerken görmediği dev ulu çınarı gördü. Daha ileride su birikintisi üstündeki nilüferin çiçeğini gördü ve onun güzel pembe rengini fark etti. Onun da ilerisinde ağacın dibinde olan karınca yuvasını gördü. İyice yavaşladı.
Yavaşladığında etrafı saran sessizliği fark etti. Sessizliğin de kelimeleri yoktu. Çok etkilenmişti.
Eve döndü. Sessizlikte ve yavaşlıkta gördüklerini düşündü; renkleri gördü, o ağacı ve nilüfer çiçeğini, karınca yuvasını... Sessizlik aslında ne kadar zengin ve derindi.
Kelimeleri aramak yerine, kelimelerin yokluğuna kendini bıraktı. Yine öyle yaptığı bir zamanda, sessizlik sanki kelimelerini bulmuş gibi şöyle dedi: “Seviliyorsun ve korunuyorsun. Kalbinin konuşmasını dinle.”
O günden sonra küçük kız kalbinin konuşmasına kulak verdi ve kelimelerini bulmakta hiç zorluk çekmedi.
Son.
Hikaye 1. ve 2. sınıflar için uygundur.



Comments